7 Ekim 2010 Perşembe

Japon Gülü, Çin Gülü, Hibiscus


Itırla başladım Doğayı Keşfetmeye, gene Münevver hanımın şeftali reçeline ve kurabiyelerine kattığı taddan ve bizim balkonun güzellerinden esinlenerek Hibiscus(Haybiskıs okunuyor) ile devam etmek istiyorum... 

Hani ''Itır''ı anlatırken bahsetmiştim, babaannemin sardunyaları, annemin de Japon Gülü diye...

Katmerli, açık kırmızı Japon Gülü, annemin gurur kaynağı idi. Kocaman saksısının içinde hiç gocunmadan güzel güzel çiçeklerini açar, onu sevindirirdi. Karşısına geçmiş, yapraklarını temizlerken, onunla konuşurdu da, o zaman, içten içten sanki kıskanırdım o güzeli. Annem konuştukça, o coşar, daha çok çiçek açardı!

Uzun yıllar boyu, bu dostluk devam ederken, Japon gülü de balkonumuzda arz-ı endam etti. Hani suların sık sık kesildiği, elektriklerin saatlerce verilmediği dönemler vardı bir zamanlar, işte o dönemde, annem, gaz lambasının gaz yağını, yanlışlıkla su diye saksıya boca edene kadar da bu dostlukları sürdü gitti. Hatasını hemen çıkan kokudan anladı annem, koca saksıyı kaptığı gibi, arkadaşının bahçesine koştu. Tek tek köklerini yıkadı, yeni saksıya, yeni toprağa koydu bu sevdiceğini. Ama sevdiceği onu ve hatasını affetmedi, göçüp gitti bu dünyadan. Hala annem ne zaman Japon gülü görse, içi cız eder, gitti benim dünya güzeli der...

Tropik ve yarı tropik iklim kuşağının bu bitkisi, bizim balkonu nasıl olmuş da sevmiş bilmem, belki evin doğu batı yönündeki konumuyla, tam öğlen saatinin ardından güneş almaya başlamasındandır. Kim bilir?



(Münevver hanımın Bibi'ye gittiğimiz zaman yaptığı Hibiscus'lu kurabiyeleri - daire şekilli olanlar. Yaprak şeklinde olanlar da Mactha çaylı)


Kocaman bir aileden geliyormuş Japon Gülü, 200'den fazla çeşidi varmış. Boyu 2.5m'ye kadar uzayabilirmiş ve Evren'in Hindiba'sı gibi hermaforidmiş yani dişi ve erkek organlarını aynı yerde taşırmış. Buradaki kesitine baktığınızda erkek ve dişi organların tek bir çubukcuk üzerinde toplanmış olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.

Genellikle güzelliği için yetiştirilmekteymiş Japon gülü. Arı ve kelebekler onu çok severlermiş. Kenaf adı ile bilinen ''Hibiscus cannabinus'' türü kağıt yapımında kullanılırmış. ''Roselle'' yani ''Hibiscus sabdariffa'' da özellikle Karayipler'de bitki çayına ve reçellere katılırmış. Arap yarımadasından, Asya'ya, Güney Amerika'ya kadar pek çok ülkede, değişik türleri çay yapımında kullanılırmış.

İçindeki Anthocyanin maddesi sebebiyle mavimsi kırmızı renk verdiği için şaraplarda, şuruplarda yapay renklerdiricilerin yerine kullanılırmış. İçeceklere şeker ilave edildiğinde de tadı ahududuna benzermiş.

Hindu inanışında Kali ve Lord Ganesha'ya sunulurmuş.

Tahiti'de evlenmeye hazırım diyen kızlar kırmızı hibiscus'ı kulaklarının arkasına takarlamış.

Polonezya'da da liflerinden çalı etekler  yapılırmış hatta peruk bile yapılırmış ki, bu bana çok ilginç geldi!
''Hibiscus Syriacus'', Güney Kore'nin, ''Hibiscus Rosa-Sinensis'' Malezya'nın ulusal çiçeği imiş. 


Beyaz ve Kırmızı Hibiscus yani ''Hibiscus rosa-sinensis'' Ayurveda'da kullanılırmış. Çiçekleri diğer türlerin çiçekleri ile karıştırılarak ve yağlarla kaynatılarak saçların ağarmasına ve dökülmesine, kepeğe karşı şampuanlar, saç yumuşatıcıları yapılırmış. Bazı araştırmalarda çayının tip 2 diyabet hastalarında tansiyonu düşürdüğü de tespit edilmiş ama daha çok net verilere ihtiyaç varmış araştırmayı sonuçlandırmak için. Böbreğinden rahatsız olanlar diüretik/idrar sökücü özelliği için kullanırlarmış. Bağırsakları yumuşatıcı etkisi de varmış. Afrodizyakmış. Adet sancılarına, adetin düzene girmesine, ödeme, kabakulağa, çıbanlara, yaralara, ülsere, gribe, tümörlere iyi gelirmiş. Erkeklerin kullanımı halinde doğum kontrolü sağlarmış, kadınlarda hamileyken alınması halinde düşük yapmaya yol açarmış. Köklerinden marsh mallow(Althaea officinalis) yerine de geçebilecek bir tür zamk elde edilirmiş, ayrıca kökleri bel soğukluğu gibi bazı zührevi hastalıkların tedavisinde ve öksürük şurubu olarak kullanılırmış. Burada ülkelere göre bitkinin hangi parçasının, neyin tedavisinde kullanıldığına dair bir liste bulabilirsiniz. Önemli not: Doktora danışmadan hiçbir şekide tıbbi kullanımı uygulanmamalıdır. Ayrıca 200 çeşitten her biri ayrı bir tedavide kullanıldığı için hangi türün, hangi rahatsızlığa iyi geldiği de iyice araştırılmalıdır.

Çiçeğinin taç yapraklarının suyundan siyah ayakkabı boyası ve maskara yapılırmış.

Filipinlerde ezilerek ve papayadan yardım alınarak özel bir sıvı elde ediliyormuş ve çocuklar baloncuklar yapmak için bunu kullanıyorlarmış. Hani şu bizim böcüğe, bulaşık deterjanı ya da şampuan su karışımıyla hazırladığımız, doğal olmadığı için, yaşı küçük aman ağzına koyarsa diye, eline veremediğimiz, kahkahalarla oynadığımız, yakalamaya çalıştığımız baloncukların en doğal hali! İşte bunu bulmak için bile uğraşmaya ,aramaya, belki de yetiştirmeye değer!
  
Taze çiçeğinin 100g'inda: %89.8 Su , 0.06g Protein, 0.4g Yağ, 1.56g lif, 4mg Kalsiyum, 27mg Fosfor, 1.7mg Demir, 0.03mg B1 Vitamini(Thiamine), 0.05mg B2(Riboflavin) 0.06mg Niacin, 4.2mg C Vitamini bulunmaktaymış.

Taze yaprakları bazen, ıspanağa alternatif olarak kullanılmaktaymış. Konserve yiyeceklerde, turşularda verdiği mavi kırmızı, pH'a göre değişen renkten yararlanmak amacıyla kullanılmaktaymış. Burada orjinal, değişik bir kullanım alanı daha var! 
(Yukarıdaki fotoğraf için Beste'ye teşekkürler ve Malta'daki bol çeşitli Japon güllerini görmek için de Evren'e bir ziyaret gerek)

Japon gülü, derin, gübreli, süzek, hafif asidik topraklardan hoşlanırmış. Kumlu ve hafif alkali toprakları tolere edermiş. Düzenli olarak sulamak gerekliymiş. Saksıda yetiştirildiği zaman, topraktakinden daha fazla su verilmeliymiş ama suyun süzülmesi, altındaki tabakta birikmemesi gerekliymiş ki, kökleri çürümesin. Dona dayanıklı değilmiş. Don zamanı kolaylıkla ölebilirmiş.

Bakteriyel yaprak lekesi, dal kanseri, yaprak bitleri, kırmızı örümcek ona zarar verenlerdenmiş.

Mart ayında, nemli ve ısıtılan bir ortamda, tohumdan yetiştirilebildiği gibi diğer üretim teknikleri arasında çelikleme, aşılama, daldırma bulunmaktaymış.
Ben şimdiye kadar hiç görmedim ama nadir olarak ürettiği 1cm kadar büyüklükte sert oval bir meyvesi varmış.
Her zaman yeşil oluşu, yaprak tipinin basit oluşu, yaprak dizilişinin almaşık oluşu, yaprak kenarının seyrek dalgalı oluşu, gövde ve kabuğunun genellikle çok gövdeli oluşu, yaşlı dalların gri kahve renkli, genç sürgünler yeşil renkli oluşu, bitki eşey durumunun iki evcikli oluşu sayılabilirmiş.
Çiçekleri 10 - 15 cm çapında, kısa ömürlüymüş(1 gün kadar)

Türkiye'de bilinen adı - Çin Gülü, Japon Gülü
İngilizce adı - Shoe flower, Chinese hibiscus
Almanca adı - Hibiskus, Eibisch(aynı zamanda Hatmi için de bu isim kullanılmaktaymış, bilgiler için teşekkürler Evren)
Ailesi  - Malvaceae
Alt ailesi - Malvoideae
Soyu - Hibisceae
Türü - Hibiscus

Anavatanı - Tropikal Asya

200'den fazla çeşidine ait detaylı bilgi için buraya  bakabilirsiniz.

Karşılıklı içeceğimiz çaylara, her yazıda bir yenisi ekleniyor, ne dersiniz?

01.11.2010 tarihli not: En son hibiscus aldığım dükkanın sahibi, doğal gıda boyası olarak kullandığını, özellikle ayva tatlısına çok yakıştığını söyledi. Siz de benim gibi gıda boyalarından nefret edenlerdenseniz, aklınızda bulunsun.

9 yorum:

beste dedi ki...

Misir'in milli icecegi karkade cayi bizim sevgili hibiskus'umuz:)Ben Munevver Hanim'in kurabiyelerine bayildim tarifini bulabilirmiyiz acep? Bizim buralarda ancak evde yada serada yetisebiliyor. Birde ebegumeciyle ayni ailedenmis bu arkadas ciceklerinin benzerliginden anlamaliydim belki de.

Berceste dedi ki...

Pek çok yerin yerel içeceği Hibiscus imiş Beste! Tarif Münevver hanımda, bir sor, belki sana verir ;-) Aaa evet, ebegümeci ve hatmiye benziyor çiçekleri. Hatta ZTBB'de hatmi sandığım bir çiçeğe hibiscus tabelası koymuşlardı. Bak bunu da araştırmak lazım! Bir de etek falan yapılması bana çok ilginç geldi, üstelik çocukluğumun birlikte geçtiği bu çiçekten!

evren dedi ki...

Arastirip ögrendikce kendine hayran birakan ve sasirtan bir cins bu Hibiscus cinsi. Özellikle H. rosa-sinensis hibritlerinin bazen kaynak ciceklerin renklerinden tamamen farkli renklerde cicekler vermesi beni cok sasirtmisti. Unutmadan ekleyeyim, Almanca'da da Hibiskus diye geciyor ama Eibisch dendigi de oluyor. Eibisch ayni zamanda hatmiye de verilen isim. Veee hepsi de Ebegümecigiller ailesinden... Buradan bakinca kardes kardes gecinip gidiyorlar yani :)

munevver dedi ki...

Dün Efe, "Anne benim çayımı ne zaman yapacaksın?" dedi. Hava birden soğudu ya. Bizim Hibiscus çayı zamanımız da geldi. Tarçın, karanfil ve melisa ilave ederek demlediğimiz çayı çok seviyoruz. Yazın da soğutarak içmeyi tercih ediyoruz. Bize geldiğinizde kavun şerbeti yerine bu soğuk çayı ikram edecektim size de, sonra vazgeçtim. "Abartmayayım, her şeyde hibiscus, hibiscus " dedim.

Makarona da koyuyorum, onu unutmayayım. Ekşili tadı makaronun fazla şekerini bastırıyor, onu da seviyoruz.

Ha, bir de şunu belirteyim.Eskişehir'deki aktarlarda ayni çiçek "nar çiçeği, bamya çiçeği" diye geçiyor. İstanbulda "hibiscus" diyorlar. Bamya da ebegümeci ailesinden galiba. Yanılıyor muyum Evren?

Beste, şimdi sayfanıza gidip bakayım, mail adresinizi bulursam gondereyim tarifi.

Bu blog ne iyi oldu. Bakalım daha neler öğreneceğiz. İyi düşündünüz kızlar. Teşekkürler hepinize.

Nihan SARI dedi ki...

ilerde bahçeli bir evim olacak.çalışmaları hızla yürütüyorum:))o zaman nasıl işime yarayacak paylaştıkların.ohhhh!!!ruhum dinleniyor.

Nihan SARI dedi ki...

banner harika bu arada..

Berceste dedi ki...

Bu kardeşler işinde bazen çok benziyorlar bu örnekte olduğu gibi, bazen de beni çok şaşırtıyorlar Evren. Ama başlangıçta ben soy sop bilmem, anlamam diyordum, şimdi bu iş ilgimi çekmeye başladı sayenizde :) Almanca ismini de ekleyeyim yazıya, teşekkürler...

Eh inşallah birgün bu çayı da elinizden içmek kısmet olur Münevver hanım. Herşeyi o kadar güzel, o kadar lezzetli yapıyorsunuz ve sevgi ile sunuyorsunuz ki, sizin elinizden ne olsa yenir, içilir :) Dert, sıkıntı görmesin o eller! Makaron meselesi beni aşar, o kadar sabır yok bende! Ama lezzeti muhteşem sizinkilerin o ayrı :) Yasemin'de yediklerimizin arasında yoktu değil mi bahsettiklerinizden? Hımm bu bamya çiçeği meselesi kuşburnu çaylarında da yazar hep! Acaba aktarlar gerçek hibiscus yerine onu mu satıyorlar bize? Şüphe düştü şimdi içime. Aynı aileden bile gelseler sonuçta aynı değiller... Bendeki tarifiniz peçetede saklı duruyor, Ayşem'in Peçeteden Notları'na ithafen, fotoğrafı da çekildi, saklanıyor aynı şekilde. E-postada bir cc de bana olursa çoook sevinirim :) Sevgiler...

En kısa zamanda bahçeli evine kavuşman dileğiyle Nihan! Başlığımız ve tüm çizimlerimiz sevgili Kırmızı Şapka, Elif'in eseri. Biz de çok sevdik :) Daha ileride başka sürprizler de yapacak Elif bize, buradan azıcık çıtlatmış olayım :)

Selen dedi ki...

Hibiscus da, Istanbul'da yetistirmek icin cok ugrasip, belli bir boya getirdikten sonra kisin gittigimiz bir tatil sirasinda evin soguguna dayanamayip olen en sevdigim ciceklerimden biriydi, digeri de gozunun icine baktigim begonvilimdi. Cok istemisim herhalde, simdi bahcemde bu iki bitkinin agaclari dolu, evet, agac boyutuna geliyorlar tropik iklimde. Gecen seneki Hidrellez kutlamasinda normal gul agacimiz olmadigi icin dileklerimizi Hibiskuslarin altina gomduk, kirmizi bakliyat keselerimizi de onun dallarina astilar cocuklar minik elleriyle.
Keske kurabiye tarifi bende de olsaydi :)

Berceste dedi ki...

Ne güzel anılar bırakmış Hibiscus sizde :) Ne kadar gönülden istemişsiniz her iki bitkiyi de... Kısmet! Kurabiye tarifi için Münevver hanım duyar mı sesimizi? :) Blog yeniden devreye girse diye çoooook talep ilettik ama!