Seninle ilk yakın görüşmemiz, Granchester'da oturduğum şezlongun yanına konmanla basladı Kızılgerdancık. O mini mini gövden, tatlı kiremit rengi gerdanınla(genç olanlarında yokmuş ama bu renk gerdan), bana eski dost, serçeleri hatırlattın ama onlardan daha tombul, daha şirindin. Tüylerin daha yumuşacık görünüyordu. Daha cana yakındın. Aslında pek cana yakın olmayı sevdiğini sanmıyorum ama şehir hayatına uyum sağlamış olmalısın. Bunda bahçelerindeki zararlıları yemeni sağlamak için, en güzel ağaç dallarına, senin için, tatlı olarak, kuş yemi asan İngilizler'in katkısı olmalı...
Sonra, bahçeme gelir oldun. Minik minik kurtları, solucanları yakalardın. Bense senin, o tatlı kiremit rengi, tombik gerdanından okşamak isterdim hep. Bir de güzel fotoğraflarını yakalayabilmek. Ama ne mümkün, o kadar hızlısın ki! Bahçeye çıkıncaya kadar, çıt duysan kaçtın gittin.
Ardından, neden seni bu kadar çok sevdiğimi düşünür oldum... Çocukluğumdan yerleşmiş meğer sevgin kalbime, parmağında seni taşıyan kızın resmi ile süslenmiş kartpostallar geldi aklıma, defter kapakları, sen en şirin kuş sembolüydün adeta oralarda. Yılbaşı zamanının vazgeçilmezlerindendin. Karların içinde o güzel kızıl gerdanınla...
Hatta İngiltere'de, 18.yüzyılda, Christmas zamanında, postacılar, dağıtımlarını kırmızı bir kıyafetle yaptıkları için, Robin takma adıyla(kartlara ilham olan güzelliğin için mutlaka buraya bir tık - teşekkürler Meyvelitepe) çağrılır olmuşlar. Ne yazık ki, Kraliçe Victoria döneminde tüylerinden kart yapmak için yakalamışlar seni, belki de o yüzden, kaçarken bu kadar hız kazanman! 1960 yılında İngiltere'nin en sevilen kuşu olmuşsun. Ama seni ulusal kuş listesine almamışlar her nedense. Eh doğru ama, sen sadece İngiltere'ye ait değilsin ki!
Tüylerin, dişi ve erkeklerinin kanatlarında, kuyruğunda, başında tatlı zeytin yeşiline benzer bir kahverengi, belinde beyazımsı gri, yüzünün alt kesiminde ve göğsünde benim sevdiğim o tatlı kızıl renk, karnında beyaz renk ile çooook güzel çok. Başının arka tarafındaki kahverengi V şeklindeyse dişi, U şeklindeyse erkek olduğunu anlamamız kolaylaşırmış ama herzaman buradan tanıyamazmışız seni. Gençlerin tek renkmiş ve o yumuşak tüycüklerin yokmuş ki, tanıyamasın onu diğer kuşlar. Burada o sevimli halinle arz-ı endam etmişsin.
Erkekler hakimiyet için ölümüne savaş verebilirmiş senin türünde(Oysa çok uysal bilirdim genelde seni ben). Dövüşler 30 dakika ve daha fazla sürebilirmiş. Kızıl gerdanın da bu savaşlarda gözdağı vermek içinmiş. Hatta hakimiyetini bildirmek için, şarkı söylemeyi de severmişsin.. Hanım kuşlar da altta kalmazmış şarkı söylemekte. Bütün yıl şarkılarınızı dinlermişiz ve bütün yıl boyunca öten nadir kuşlardanmışsınız. Alacakaranlıktan alacakaranlığa, sabahtan akşama, hiç durmazmış şarkıların, gece ışıklar yansa bile... Ah o şarkıların da çok güzel çok, bıcır bıcır. Bak burada, söylediğin şarkılardan birisi var, meraklı meraklı halinle. Hatta araştırmalardan bazıları, akşamları trafik sesi ve şehir hayatına direniş diyormuş senin şarkıların için...
Boyun 13 - 14 cm'cik, kanat açıklığın da 20 - 22 cm. imiş. Öyle miniciksin ki, ağırlığın anca 16 - 22 g geliyormuş. Kuyruğun hep dik, havada, etrafına karşı tetiktesin. Etobursun. Sinekleri,böcekleri, kurtları, solucanları, yani omurgasızları seviyorsun. Ama bahçenin yaramazı olarak, tatlı da severmişsin sen, öyle duydum. Kek, pasta da yiyormuşsun. Hele kekler hindistancevizli ise, meyveli ise bayılırmışsın, hatta hamur halindeyse bile alıp kaçarmışsın. Ayçiçeklerini de tırtıklamadan duramazmışsın.
Mart ayından Ağustos ayına kadar olan zaman üreme mevsiminmiş. Kışları İskandinav ülkelerinden akrabaların gelirmiş soğuklardan kaçarak, ama onlar senin gibi bahçelerde, insanların arasında yaşamazlarmış pek. Daha ormanlık, insandan uzak yerleri severlermiş.
Yuvalarınfincan şeklinde imiş. Otlardan, yosunlardan, kuru yapraklardan hazırlarmışsın onu ve bulursan biraz da saç, yün eklermişsin yatak olarak kendine. Gerdanınla aynı renk toprak saksılara, İngilizlerin meşhur Wellington çizmelerine, palto ceplerine,arabalara, hatta posta kutularına yuva yapmayı severmişsin. Aman kızılgerdanım, bu kadar da yaklaşma insanlara...
Yuvaların
Yumurtanı ise hiç sorma, muhteşem birşey! O güzelim mavi rengi hele... Açık kırmızı minik minik noktacıkları, 15 - 20 mm boyu ile çok şeker. Bir defada 4 - 6 tane yumurtlayabilirmişsin. Kolleksiyoncular peşindeymiş hep. Anne kızılgerdancık beklermiş yumurtayı ve yavrular çıktığında hem anne, hem de baba beslermiş. Annesiz, babasız yavru görürsen dayanamayıp onu da beslermişsin. Ne kadar evcimen ve dostsun sen Kızılgerdancık.
Yumurtalarının mavi renginin ismine ait olan telif hakkı Tiffany Co. firması tarafından alınmış. Mücevherleri o renkte adlandırmak isteyenler bu firmaya para ödemek zorunda kalıyorlarmış. Oysa senin ödülün o Kızılgerdancık. Seni ve yumurtalarını korumaya harcanmalı onun geliri. Aynı renkte bandana takmanın da anlamı varmış ama ben sebebini söyleyemem, utanırım !
Gel senin vücudunu çocuklar renklendirsin buradaki boyama sayfalarında, ne dersin?
Türkiye'de seni Karadeniz, Marmara, Ege bölgelerinde, kışın da güneyde görmek mümkünmüş ama İngiltere'deki dost canlısı halinden çok daha doğal buradaki ortamın. Esas düzeninde yaşıyorsun Türkiye'de, evcilleşmeden, doğada, en güzeli bu değil mi? Kimseden birşey beklemeden, özgürce...
Krallık: Animalia
Şube(Phylum): Chordata
Sınıf: Aves
Takım: Passeriformes
Aile: Muscicapidae
Cins: Erithacus
Tür: E.Rubecula
İngilizce'de Robin, Almanca'da Rotkehlchen(teşekkürler Evren), Fransa'da da Rouge Gorge(kızıl gerdan - teşekkürler Beste) derlermiş sana.
İngilizce'de Robin, Almanca'da Rotkehlchen(teşekkürler Evren), Fransa'da da Rouge Gorge(kızıl gerdan - teşekkürler Beste) derlermiş sana.
Türkiye'de ise şu yerel adlarla anılırmışsın:
Kırmızı göğüs - Nar Bülbülü - Kınalı - İzmir
Hınn - Hatay
Kınalı - İmanısarı - İçel
Cennetika - Kinalika - Rize
Çipi - Yalova
Kızılgerdan - Osmanpali / Düzce - Gümüşova - Giresun
Göğsükızıl - Side/Antalya da
Hasancık - Ordu
Mesuik kuşu - Rize Hemşin
Bibercik
Göğsükızıl - Side/Antalya da
Hasancık - Ordu
Mesuik kuşu - Rize Hemşin
Bibercik
Haydi sor Kızılgerdancık, var mıymış seninle ilgili hikayeleri, şiirleri, özellikle çocuklarla paylaşacak güzellikleri dostlarımızın? Varsa eğer paylaşırlar mı bizimle?
10 yorum:
Bu yaz yagmurlu bir günde cikti benim de karsima. Kitaplar disinda ilk tanismamiz böyle oldu. Almanca adi Rotkehlchen. Kuslari ötüslerinden ayirtedebilmeyi cok istiyorum. Sarki söyledigi link icin tesekkürler :) Bu arada kus fotograflamaktaki becerin de tebrik edilesi...:)
15 Mart 2010 tarihli blog kaydından:
"
uzak kuzey batının ötüşüklü sabahları
"kaldırımlarında sincapların ve tilkilerin dolaştığı bu şehre yeni geldikleri mevsimdi. sonbahar. uyku tutmadı. öylece dönüp durdu evin içinde. yatağı yokladı. yarin huzurlu uykusundan kokladı. yok. uyku yok. parmaklarının ucunda, biçare döndü yine salona. bilgisayarı, televizyonu, oturma grubunu geçti... balkona yöneldi. kapattı ışıkları, açtı kapısını, oturdu eşiğe, ayaklarını taşa uzattı. bunaltılı bir sabaha karşı değildi, hayır. kahveyi biraz fazla kaçırmış gibi... sanki içinizde atlar koşturur dıgıdık dıgıdık dıgıdık da, sağlam bi yerlere tutunasınız gelir gibi, işte öyle... rahvan.. nedensiz... hayattayım oh be ya, der gibi ya da, ölsem ne çıkar..."
bilmediğim, hiç işitmediğim, karanlığın içinde, uzak korulukların kızıl-sarı örtüsünde, zümrüt dev kanatlarını ince bedenlerinin iki yanına sere sere palazlanan küçük kafalı, çengel gagalı, uzun, sivri kuyruklu kuşların sesleri doluştu içeriye... atlar ürktü, kişneyip geri çekildiler. o zifiri ıssızlığın içinde kalıverdik: bir ben, bir soluğum, bir yüreğim, bir de anka kuşları... belki ürperirdim başka zaman, hızlı hızlı bilgisayarı, televizyonu, oturma grubunu geçer, yatak odasına daldığım gibi yarin ılık kovuğuna saklanırdım... tabiat öyle gerçektir ki bazen, yalan sökmez. insan masallardan işkillenir, kendi yazdıklarından....
bıraktım kendimi. çözdüm kollarımın düğümünü. göğsümü sabahın serinliğine verdim. başımı balkon kapısının pervazına yaslayıp yumdum gözlerimi. dinledim. onlar, ihtimal, ufkun belli belirsiz kızıllanan incecik çizgisine ötüştüler uzun uzun, ben üstüme alındım, dindim. cennet kuşları nasıl öter, o gün bildim.
bir kış merak ettim sonra. o rengi yıkadım, şu renge boyadım gagalarını. tepelerindeki tüyleri bir uzattım, bir kısalttım.. ve nihayet, geçenlerde, birini balkonda ekmek kırıntısı, öbürünü penceremizin önündeki dallarda bahar aranırken yakaladım. o koca avaz, şu parmak kadar kuşlarınmış ya... ben kuşlardan ne bilirdim... burada öğrendim: işte bizim mavi baştankara, işte bizim kızılgerdan...
belli ki yakındır, bahar gelecek, bunlar böyle daha da çok ötüşecek, ben peşlerinde - elimde makina, elimde ekmek, elimde kalem- perişan olacağım.
kim kime misafir, o tartışılır.
yine de başım üstüne,
buyursunlar.
"
sevgiler:)
Almanca adını ve Beste blogunda yazmış, Fransızca adını ekledim Evren. Teşekkürler. Evet ben de ötüşleri ile ayırt etmeyi isterim. Tübitak bir kuş kitabı çıkartmış. Ondan aldım. İçinde seslerin mp3'leri de var. Böcük şimdiden resimlerinden ebabil ve baştankara, baykuş diye ayırmaya başladı. Bu hünere bir de sesleri eklersek tamam olur :) Fotoğraflar şans eseri. Zira inanılmaz hızlı ve hareketli bir kuş bu. Benim minik makine ile yakalaması da çok zor. Denk geldi diyelim :) Kaç senenin içinde 3 karecik :) Sevgiler...
Bu sene dondu benim kizil gerdan ama kedi yuzunden sanirim daha mesafeliyiz yoksa gecen sene kapi onune kadar geliyordu. Insan bazen hayiflaniyor 37 yasima kadar ben bu kusun varligindan bile habersizdim diye simdi hayraniyim. Sesinin oldugu video cok guzel baska alemlere yolculuk yapiyor insan ve orada kalmak istiyor.Kuslar serisinin baslangici guzel oldu tesekkurler. Ha birde burada robin desen kimse anlamaz ha;)
Duygu,
Kizilgerdanla tanismanizin hikayesi cok hosuma gitti benim. Ben de karatavuklarla benzer sekilde tanismistim. Ilk önce ötüslerini duyup bir kac mevsim sekle semale sokmustum kafamda. Sonradan kesfetmistim o güzel sarkilari söyleyeni...
Dilek,
Kuslari ayirt etmeyi bilen minik hanimi öpüyorum :)
Bir zaman bir kızılgerdan tarafından epeyce gözetlenmiştim:) Ne zaman mutfağa girsem o da karşıda her zamanki dalına konup beni izliyordu, yok paranoya değil:))çünkü hangi pencereye geçersem o tarafa geliyordu. O zaman kendi kendime sadece insanlar kuşları gözlemiyormuş, demek kuşlar da insanları gözlüyormuş dedim.
Bu tatlı kuşun kendisi gibi tatlı bir yazı olmuş, ellerine sağlık.
Ne kadar pofuduk bir şey bu Dilek. İnsanın avucuna alıp sevesi geliyor. Ellerine sağlık!
Duygu, çok güzel bir yazı olmuş, paylaştığın için teşekkürler. Benim tanışmam da benzer işte, kızılgerdan ile de karatavuk ile de. Karatavuğun ayrı bir yeri var hatta kalbimde :) Aşağı yukarı aynı yadellerde yaşamışız ve aynı şeyleri yaşamışız. Şimdi senin sitenden geliyorum. Özellikle temizlik konusunda sana yerden göğe kadar hak veriyorum! Kolay gelsin...
Hımmm demek Robin olarak bilinmiyorlar ha Beste :)Türkiye'dekiler evcilleşmemişler sanırım Beste. İngiltere ve sizin oralarda bahçedeki kurtçuklardan, soluncanlardan kurtulmak için insanlar özellikle besliyorlar. Burada beslenmedikleri için insanlardan korkup, kaçıp, görünmüyorlar. Sabahları Bülbül sesi ile uyandığım oluyor mesela ama dalların arasından onları göremiyorum burada. Çok iyi kamufle ediyorlar kendilerini. Güzel sözlerin için de ayrıca teşekkürler...
Teşekkürler Evren teyzesi, bak gene karşımda, elinde tap(kitap) baaaastaan diyor. Baştankara imiş kuş :P
Kıskandım şimdi sizi Meyvelitepe! Kızılgerdanı takip etmek için harcadığım zamana kıyasla, sizin onun tarafından izlenmeniz harika birşey! Sevmiş, hem de çok sevmiş demek ki sizi.
Tijen, göbükleri pek tatlı, pek tombik bunların, tüyleri uçuş uçuş, tam sevilesi ama yakalayabilirsen ;-)
Benim "Robin" adinda kirmizi kafali bir arkadasim var :) ona bir dogumgununde suluboya robin karalamis hediye etmistim bir resme bakarak ama hic tanismamistim bizzat kanatli robinle. Simdi ise bahcemin konuklari oluyorlar zaman zaman, bayiliyorum o kizil gerdanlarina... Ama bir yandan da cok korkuyorum bir kedinin pencelerine kurban gidiverecekler diye ki bu kedi benim seytan bile olabilir!! Cok guzel ve detaylica yazmissin, llerine saglik harika :))
Bu yorumu epey geç farketmişim Ayçobanım. Özür dilerim. Kulakların çınlasın Evren ;-) Pek atik tetik bu Robinler ve de uyanıklar. Ama elbette bir pisiciğe yem olmasınlar. Kıyamam :( O çizimi görmek isterdim doğrusu... Sevgiler.
Yorum Gönder