10 Ekim 2010 Pazar

Sinek yada gelin mantari (amanita muscaria)


 Bu fotojenik mantarın fotoğrafını geçen hafta otoyol kenarındaki ormanın eteklerinde çektim. Otoyoldan geçen  vızır vızır arabalara karşı tüm ihtişamıyla istifini bozmadan etrafı süzüyordu. Zorlukla yanına tırmanıp denklanşöre basırverdim. İsmi latince amanita muscaria, Türkçesi sinek başk bir ismiyle gelin mantarı, Fransızca sinek öldüren amanit anlamına gelen Amanite tue-mouches, İngilizce adı fly agaric, almancası ise Fliegenpilz. İsmi üzerine konan sinekleri öldürdüğünden sinekle ilişkilendirilmiştir. Bugün bir çok yerde halen sütte mantari bekleterek sinek öldürücü olarak kullanılmaktadır. Asitli toprakları seven bu mantarı özellikle huş ağacı ve kozalaklı ağaçların düşmüş yapraklarının altında bulabilirsiniz. Alttaki fotoğrafta gelişme aşamasında top gibi, sonrasında açılıdığında çapı 20 cmyi bulabiliyor. Şapkası parlak kırmızı yada koyu turuncu olup üstünde beyaz, krem arası noktacıklar var. Mantarın gövdesi ve lamelleri beyazdır. Zehirli bir mantar türü olup özellikle çocukları öldürebilir. Büyüklerde halüsinasyon görmelere yol acar. Dikkat Amanite ailesinin diğer üyeleri ölümcül derecede zehirlidir.


Bu görkemli mantar haliyle çocuk masallarının/kitaplarının vazgeçilmez mantarıdır. Alis Harikalar Diyari'nda adlı kitapta başrollerden biri onundur. Bir rivayete gore yazarı birazcık bu mantarlardan yiyip gördüğü halüsinasyonlari romana cevirmistir.


Yine guzel Pamuk Prenses ve yedi cuceler  bu guzel mantarların yanında resmedilir.


Fotograf http://fr.wikipedia.org/wiki/R%C3%BCbezahl alınmıştır. Moritz Von Schwind tarafindan resmedilmiştir.
Resimdeki Alman folkloru ve masallarında yer alan cüce cin Rubezahl'dir.  Pagan zamanlardan kalma hikayede, Rubezahl dağların havasının efendisidir. Beklenmedik bir biçimde yada oyun olsun diye güneşli bir günde dağdan aşağıya şimşekler, yıldırımlar, yağmur, sis ve kar yollar. Elinde fırtına çıkartmaya yarayan uzun bir dal ve peleriniyle bastığı yerleri titreterek gezen bu cinin yanında hep bizim meşhur güzel mantarımı vardır.  Yine Alman folklorunda Tanrı Waton ve havarileri şeytanlardan kaçmak için ormandan geçerken atın ağzında sinek mantarı olurmuş. Noel zamani gonderilen kartpostalarda hep bizim guzel mantarimiz yer alir.



Siberya'da, Kamcatka, Kafkas ve Ural'larda şamanik ayinlerde öteki dünyayla ilişkiye geçmek için şamanlar bu mantardan yerler ve rituellerini gerçekleştirirmiş. Etnobotanist Jonathan Ott hem Noel Baba'nın giysinin sinek mantarından esinlenerek kırmızı beyaz olduğunu söyler hemde Noel Baba'nın çoraplara koyduğu oyuncakların hikayesini sinek mantarına bağlar. Şöyle ki Siberya'da kullanılan yurt'ların tepesinde dumanın çıkması için bir delik bırakılırmış. Çoraplarına doldurduğu sinek mantarlarını kurutmak için Şaman bu delikten süzülüp içeri girer ve çorapları ateşin yanına bırakırmış. Buradan devamla Noel'de şömine üstüne halen hediyeler için çoraplar asılır.  Türklerin geçmişte yurtlarda yaşadığı ve şamanist olduğunu gözardı etmeyelim. Kimbilir belkide şimdi ilginç bir obje muamelesi yaptığımız sinek mantarına atalarımız zannettiğimizde daha yakındı.  Ben bu yazıyı yazdıktan sonra orman gezintilerimizin birinde koloniler halinde karşımıza çıktılar. Gerçekten çok güzeller.


Fransız folklorunda varolan ormanda yaşayan küçük perilerin  evi sinek mantarıdır. Çocukların masum dünyasında, oğlum perileri aramaya girişti ama mantara dokunmaması gerektiğini biliyor.  Antik Roma'nın favori zehir olarak ve cadıların büyülü iksirlerinde hep bizim sevimli mantarımız kullanilirmiş. Laponlar ren geyikleri sürülerini biraya getirmek için tuzak yem olarak kullanırlarmış.


Çok aramama rağmen, Türkçe neden gelin mantarı dendiğini yada hikayelerini bulamadım.

Bu fotojenik mantardan esinlenerek Carsten Holler'in yaptığı enstelasyonu görmek için tik tik.

Bu linki tiklayarak sinek mantarının üç günde nasıl büyüdüğünü görebilirsiniz. http://www.youtube.com/watch?v=8s_fpRUqpuE

BU MANTARLAR FRANSA NORMANDIYA'DA  FOTOGRAFLANMISTIR.

Kaynaklar: 1-"Reconnaitre les champignons, les plantes et baies sauvages" une partielle de l'encyclopédie Hachette Collections
2-http://www.istanbulu-seviyorum.org/e-kitaplik/mantar/mantar.htm#MANTARLARIN YAPISI
3-Gardenology Amanita Muscaria

4 Ekim 2010 Pazartesi

Güz Çiğdemi (Colchium autumnale)



Latince: Colchium autumnale
Türkce: Güz Çiğdemi, Sonbahar Çiğdemi, Aci Çiğdem
Ingilizce:  Autumn Crocus, Naked Lady
Almanca: Herbstzeitlose, Herbstvergessene, Teufelsbrot
Fransizca:  Colchique d'automne
Toksik durumu: Tüm bitki unsurlari (cicek, sogan, yaprak, meyve kapsülü) ölümcül derecede zehirli Kolşisin içerir!!!



Sevgili Güz Çiğdemi,

Ormandaki yürüyüs yolunun kenarinda seni ilk gördügümde cok sasirdigimi itiraf etmeliyim. Mevsimlerden sonbahardi cünkü ve sen her halinle "ben bir cigdemim" diyordun. Yapraklarin yoktu gerci. Öylece incecik, borumsu bir dalin üzerinde acmis bir cicektin, sadece cicektin. "Mevsimden bana ne? Hem ciceklenmek icin ne dala, ne yapraga ihtiyacim var benim" der gibiydin. Oysa bilirsin, soganli bitkiler genellikle ilkbaharda acarlar. Kardelenlerle baslar resmi gecit. Cigdemlerle, nergislerle, lalelerle devam eder. Mevsimini mi sasirmistin? Buna da pek olasilik vermedim. Fakat bazi soganli bitkilerin ilkbaharda degil de yaz ortasinda actigini duymustum. Öyleyse neden sonbaharda acanlar da olmasindi?

Sincap oglum da sevdi seni. O, yasi itibariyle sevdigini ille de elinde tutmak, hissetmek, sahip olmak istiyor. Bir tanecik koparmasina göz yumdum, kusura bakma. Seni böylece tanidi, solmaya basladiginda geciciligin anlamini da cözer gibi oldu. Artik her ikinizi de unutmaz kolay kolay.

Eve gelince merakla adini aramaya basladim. Neyse ki, bugünlerde elimin altinda bir doga kilavuzu var. Ciceklerin renklerine göre, agaclarin yapraklarina göre kategorilere ayrildigi bir cep kitabi. Bahsetmis miydim bilmem? Bu blog da, bitkileri tanimak isteyenlerin kolayca yolunu bulabilecegi sanal bir doğa kılavuzu olsun istiyoruz biz. Ormana giderken cebimize koyup götürebilecegimiz türden degil belki, ama eve döndügümüzde açıp bakabileceğimiz türden bir kılavuz. Kitapta, pembe cicekliler arasinda kolayca buldum seni. Resmini görünce "aa, evet, işte bu olmalı" dedim. Ama asıl ismini görünce emin oldum sen oldugundan: "Herbstzeitlose", yani "Sonbahar zamansızı" :) Nasıl da seni anlatiyor, degil mi? Adini sevdim hemen. Sonra okumaya basladim.

Zambakgillerdenmissin. Ailenize ise Colchicum denirmis. Antik cagda efsanelere konu olan büyücü Medea'nin, Karadeniz kiyilarindaki vataninin adi Colchis'den geliyormus bu ad. Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika dogal yasam alaninmis.  Beyaza yakin soluk pembeden, koyu pembeye dogru tonlarda ciceklerini Agustos sonu - Ekim arasi acarmissin. Daima 6 taç yapragi olurmus ciceklerinin. 6 stamen (erkek organ), 3 de pistil (disi organ) olurmus her bir ciceginde.  "Ne gerek var simdi bu ince detaylara, faydalarima gelelim bir an önce" dedigini duyar gibiyim.  Fakat seni diger cigdemlerden ayirtedebilmek icin iste bu ince detaylar önemli zamansizim. Cigdemler (Crocus) ki, bambaska bir ailedendir (Süsengiller) ve seni onlardan ayirtedebilmek yasamsal önem tasir. Biraz sabir lütfen.
 

Gerçekten hiç yaprağın olmazmis cicek actiginda. 5-20 cm. arasi  ince borumsu dallar üzerinde açarmişsin. Incecik cigdem yapraklarindan cok, kalin lale yapraklarini andiran yesil yapraklarin ilkbaharda arz-i endam eder ve beraberinde meyve kapsüllerini tasirmis. Meyve kapsüllerin önce yesil olur, olgunlastikca kahverengilesirmis. 3 odacikli olur ve kahverengi-siyah tohumlarini tasirmis. Bütün yaz toprak altinda büyüyen ve yavrulayan soganlarin, ciceklenmeyi ancak sonbaharda akil edermis. Önce yapraklanan, sonra cicegini ve nihayet meyvesini veren bitkiler dünyasinda, bu döngüyü allak bullak eden, adeta "zamanin disinda" yasayan bir tuhaf cicekmissin sen. Romalilar'in sana filius ante patrem yani 'oglu babasindan önce' dedigini biliyor muydun?


Sulak cayirlari ve su yakinindaki ormanlik alanlari severmissin en cok. Dogru bu, benim seni gördügüm orman da bir nehir boyunca akar gider.  Yer altindaki yumrularindan, ciceklerine ve yapraklarina dek, Kolşisin denen bir madde icerirmissin. Zehirliymissin, hem de cok. Böylece efsanevi Medea'yla aranda ne türden bir bag oldugunu da anlar gibi oluyoruz yavastan. Türkce'de sonbahar ve güz cigdemi yaninda "aci cigdem" adiyla bilinmen de bu yüzden olsa gerek. Anadolu'da seni cigdem sanarak veya soganini bildigimiz yemeklik sogana benzeterek yiyenler, Almanya'da ise bahar aylarinda ayi sarimsagi (Allium ursinum) toplayayim derken yanlislikla senin yapraklarindan toplayip zehirlenenler olurmus. En zehirli yerin %2'ye varan Kolşisin oraniyla ciceginmis. Pisirmek, kaynatmak ve kurutmak da azaltmazmis zehirini. Sincap oglumla bitki kesiflerine ciktigimizda, daha da dikkatli olmam gerektigine dair bir ögüt aliyorum bu okuduklarimdan. Fakat  seni baska bitkilerle karistirip yiyenlerin zehiri olan Kolşisin, kimi dertlerin de sifasidir. Antik caglardan bu yana Gut hastaliginin ve romatizmanin tedavisinde kullanilir örnegin. Milattan Önce 1550 yilina ait Misir papirüslerinde bile adin gecer bu yüzden. Daha da ötesi, Ailevi Akdeniz Atesi'nin tedavisinde kullanilan bir ilac elde edilir senden. Her iki durumda da anti-enflamatuar etkilerin vardir. Önünde sirf bu yüzden bile saygiyla egilebilirim güz cigdemi. "Her madde zehirdir. Zehir olmayan madde yoktur; zehir ile ilacı ayıran dozdur" diyen Paracelsus ile hic tanismis miydiniz peki?

Kolşisin hücre bölünmesini durdurdugu icin  bahcecilikte, gen ve hücre arastirmalarinda da kullanilirmis. Bugün bahceseverlere sunulan yeni kültür bitkileri ve marketlerdeki yeni meyve türlerinden bir cogu Kolşisin ile islemden gecirilirmis. Gayet tehlikeli olmana ragmen, sonbaharda cicek acman sebebiyle bazi bahcivanlarin bahcelerinde severek yer actigi bir cicekmissin ayni zamanda. Bütün yili sorunsuz olarak toprak altinda gecirebildigin, baska soganli bitkiler gibi cicekten sonra topraktan sökülüp, zamani gelince tekrar ekilmen gerekmedigi icin de seviyor olmalilar seni.

Fakat ne yalan söyleyeyim, ben seni yine de ait oldugun yere, bir orman yolunun kenarina daha cok yakistiriyorum. Gelecek baharda yapraklarinla ve tohum kapsüllerinle tanisiriz belki. Gelecek sonbaharda ise yine görüsmeyi umuyorum. Tanistigimiza cok memnun oldum güz cigdemi!

Son söz olarak seni diger bitkilerden ayirt etmeye yarayan özelliklerini bir kez daha siralayalim.
Cicekli zamandinda:
Yaprakli zamaninda:
  • Yapraklarin diger cigdemlerden farkli olarak lale yapragina benzer. Ne yazik ki, ayi sarimsagina da...
  • Fakat ayi sarimsagi yapraklari sarimsak gibi kokar. Seninki kokusuzdur.
  • Ayi sarimsaginin yapraklari arasinda seninki gibi tohum kapsülü olmaz.
Kaynaklar:
  1. Der Tier- und Pflanzenführer (Eisenreich, Handel, Zimmer)
  2. http://www.fsbio-hannover.de/oftheweek/105.htm
  3. http://www.pharmazie.uni-mainz.de/AK-Stoe/DB/Gruppe01f/colchicum_autumnale.htm
  4. http://faculty.ucc.edu/biology-ombrello/pow/autumn_crocus.htm
  5. http://www.br-online.de/br-alpha/vom-ahorn-bis-zur-zwiebel-pflanzen-herbstzeitlose-ID1245845738431.xml (Almanca bir video. Güz cigdeminin yasam döngüsüne dair harika görüntüler var. Herkese tavsiye ederim.)

2 Ekim 2010 Cumartesi

Keciboynuzu (Ceratonia Siliqua) Konuk Yazar Mehmet Vuran

Blogumuzun hazirliklarini yaparken tesaduf eseri Mehmet Vuran, keciboynuzu hakkinda tam da bizim bloga uygun bir yazi yazmis. Gorunce blogumuza konuk etmek istedigim, cok sevinerek onayladi. Boylece Keciboynuzu (harnup) hakkinda cok hos bir yazi okuyabileceksiniz. Bu yazi  Bodrum Mavi dergisi temmuz, agustos sayisinda yayinlanmistir.